28 Eylül 2010
15 Eylül 2010
olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur
Yavuz Sultan Selim
06 Eylül 2010
72Batman vs Hatay
Akşam geç saatte gittik Diyarbakır'a.. Alışılmış şekilde yarım saat rötarlı kalktı uçak.. Aslında inince Diyarbakır'da mı kalsak Batman'da mı diye fazla düşünmedik... Batman'da otel olamayacak olma ihimali Miroğlu otele yönlendirdi bizi zira.. Otel güzeldi fakat Diyarbakır'da hava çok sıcaktı.. Hava o kadar sıcakken bir de kebap yenince; hele de fıstıklı olunca, fıstıklı olduğu için yendikçe, yedikçe fıstığın tadına varıldıkça ve sonsuz bir döngüye girildikçe iyice hissettirdi sıcaklık kendini.. Önce ceket sonra kravat ayrıldı gömlekten.. Tam yaşadığımız hissi 'zafiyet' diye tanımlayacakken çıkageldi Sıtkı Usta kadayıfları.. Hem de bol fıstıklısından.. Tadından yenmedi diyecem ama.. Yendi valla..
Oradayken öğrendik ki insanlar İstanbul'da şemsiyeyle geziyormuş.. Şaşırdım.. İstanbul dışındayken İstanbul'un havasını özleyeceğim aklıma gelmezdi hiç.. Neyse..
Kahvaltısı güzeldi otelin.. Güzeldi dememe sebep aşikar.. Bal-kaymak ikilisi ve Nutella... :)
Velhasıl geç olmadan çıktık Diyarbakır'dan yola.. Yola dediysem Batman yoluna değil.. Zormuş çünkü Diyarbakır şehir merkezinden Batman yolunu bulmak.. Neyse ki sonunda bir şekilde düştük yola.. Önce Bismil sonra Batman.. Batman'da sahaya gelince ve arabanın kapısını açınca sanki yakında yangın varmış hissi uyandıran sıcak hava maçın zor geçeceğini çarpmaya başlamıştı sanki yüzümüze..Hava 40 bilemedin 50, hatta ççok abartmak istersem 60 derece falandı :))
Dönüş yolu yorucuydu elbette.. Ciğer yedikten ve hediyelik kadayıfları aldıktan sonra uçağa.. Uçakta biraz sallanmaca ve bolca uykudan sonrasında İstanbul'a...
Maç mı?? 0-2 .. Ama iddia sonucu gibi değil.. Direk maç sonucu..
Darısı bir sonrakine..
03 Eylül 2010
orası neresi
Hani dünyanın bir ucu derler ya.. Öyle işte.. 2 ayda 2 kez Batman da değişik olacak hani.. Neyse hayırlısı... Pazar oradayız.. Bekleriz..
02 Eylül 2010
enerji bizim
İyi de biz, güneşten niye para kazanmıyoruz ki? Elin oğlu kazanıyor. Üstelik güneşi yok! Almanya’dan bahsediyoruz. Suyu, kömürü bol. Doğalgaz ithal ediyor. İşe bakın ki, olmayan güneşe yatırım yapmış. Sektör, 18 milyar euroya ulaşmış. 350 bin kişiye iş sağlıyor. İspanya ve ABD’ye güneş teknolojisi ihraç ediyor.
Uzmanıyla konuştum.
Güneşle sıcak paraya nasıl ulaşabileceğimizin yollarını anlattı. O gücü Kristof Kolomb, “Güneşi takip ederek yeni bir dünyaya yelken açıyoruz” diyerek anlatmış. Hepimiz güneşin gücünü unuttuk. Sanayileşmiş ülkeler suçlu. 1 kw saat enerji üretmek için 638 gr karbondioksit salıyorlar. Doğa, güneş isyan ediyor. Her şeyin bir sonu var. Güneşin de!.. Bilim dünyası, “Yeni güneşi nasıl oluşturabilirim”in peşinde…
Ben ise bunların peşinde koşan, güneşle soğutan Dr. Ahmet Lokurlu’yla konuşuyorum. Kendisi Almanya’da yaşayan bir bilim insanı. Nükleer santral riziko asistanlığı yapmış. Enerji teknolojilerine disiplinlerarası yaklaşmayı benimsemiş. Yüksek ısılı yakıt hücreleri ve enerji ekonomisi üzerine çalışmış. “Enerji kullanımı ile nüfus artışı arasında çok ciddi bir bağ var” diyor. Tehlikeye dikkat çekiyor. “Milat’ta, dünya nüfusu 220 milyon kabul ediliyor. Bin yılında dünyanın nüfusu 440 milyon, 1850′de 1 milyar, 78 yıl önce 2.7 milyar, bugün ise 7 milyar.”
Ayrıca şunu da teşvik edelim..